osiris kültü, tufan, tanrı ra, antik mısır sırları, piramitlerin gizemi, atlantis, mısır kehanetleri...

MISIR İNİSİYELERİ - 6

Hiç yorum yok :
Rahiplerin en yaşlısı, yargıçları andıran bir tarzda sesini ciddi bir edayla yükselterek şunları söylemeye başlamıştı:

- "Ey Apollon'un Oğlu Örfe... Seni büyük rahip ve kral diye adlandırıp sana Tanrı Oğulları'nın mistik asasını verdik. Buz ülkedeki Jüpiter ve Apollon mabetlerini sen yücelttin. Sır gecelerinde Diyonizos'un ilâhi güneşini sen ışıldattın."

"Ama bizi şu an tehdit eden şeyden haberin var mı?..."

"Sen ki korkunç sırları bilirsin. Sen ki bize kaç kez gele­ceği okumuşsundur Sen ki müritlerine hayal halinde görüne­rek uzak mesafelerden onlara hitap etmişsindir Ama galiba şu anda başında dönenleri bilmiyorsun."

"Şu lanetli rahibeler, Bakantlar kara majiye dayalı din­lerini yeniden güçlendirmek için harekete geçtiler. Kandırdık­ları bin Trakyalı ellerindeki meşalelerle mabedimizin bulun­duğu dağın eleklerinde mevzilenmiş bulunuyorlar. Bu kara cüppeli karanlığın rahibelerinin tahriklerine kapılmış bin ki­şi yarın mabedimize saldıracaklar. Tüm bu olup bitenlere ne diyeceksin?..."

Örfe bu soruya son derece sakin ve alçak bir ses tonuyla:

'Hepsini biliyorum... Bütün bunların olması şarttı!..." diye­rek cevap vermişti.

Ama heyecana kapılmış rahip için bu ce­vap yeterli değildi:

- "Madem biliyordun niçin bizi savunmak için bir şey yapmadın?"

Örfe aynı sakinlikle dinliyor ve aynı sakinlikle cevaplı­yordu:

- "Şu an en zor anınızda sizinle birlikte değil miyim ki, bana bunu soruyorsunuz?!..."

Rahiplerin arasındaki bir diğer ihtiyar kendisini tutama­yıp söze atdmış ve şunları söylemişti:

- "Evet geldin ama çok geç... Şimdi onları Jüpiter'in yıldırımlanyla mı, yoksa Apollon 'un oklarıyla mı püskürtecek­sin? Neden çevre kentlerdeki sana bağlı müritlerini yardıma çağırmıyorsun:

Orfe'nin ses tonu yavaş yavaş yükselmeye başlamıştı:

- "Tanrılar silahla değil, kelâmla savunulur!... Alt edil­mesi gerekenler Bakantlar'dır. Onlara tek başıma karşı çı­kacağım. Endişeniz olmasın. Şu anda içinde bulunduğu­muz mabede hiçbir yabancı giremeyecek. Kan dökücü kara maji ehli rahibelerin saltanatı yarın sona erecek. Kara cüp­pelilerin karşısında tir tir titreyen sizler şunu iyi bilin ki, Göksel ve Güneşsel Tanrılar muzaffer olacaklardır.'"

Bu sözlerini tam bitirmişti ki, seri bir hareketle ihtiyar ra­hibe dönerek yüksek bir ses tonuyla sözlerini şöyle noktala­dı:

- 'Benden şüphe eden ihtiyar... Sana gelince... Büyük rahip asası ile Başrahip tacını sana bırakıyorum..."

Bu söz üzerine ihtiyar büyük bir kaygıya kapılmıştı. Tit­rek bir sesle: "Ne yapmayı düşünüyorsun" diye sordu.

Orfe'nin cevabı bir anda mabedin duvarlarında patlarca­sına yankılandı:

- "Tanrılar'a kavuşacağım!... Hoşça kalın!..."

Koltuklarının üzerinde şaşkınlık içinde donup kalan ra­hiplerin yanından ayrılıp avluya çıktı... İlk işi Delfli müridini bulmak oldu...

- "Haydi bakalım... Trakyalılar'in karargahına gidiyo­rum... Düşpeşime..."

Meşe ağaçlarının altında yürümeye başladıklarında Örfe sadık müridine son sözlerini söylemeye başlamıştı:

- "Seni sırların sırayla yüz yüze getirdim... Taunlar sa­na hitap etti. Böylelikle onları görmüş oldun. Onları sen de duydun. Bu Dünya'daki son saatim yaklaştı. Az sonra ola­caklara kendini hazırla..."

- "Mürşidim!... Sana itaat ediyorum!... Ve seni dinliyo­rum..."

- "Ruhun göğün evlâdı olduğunu artık net bir şekilde biliyorsun. Kökenini de gördün bu dünyadan sonra gideceğin yeri de... Kendininin kim olduğunu yaşarken hatırladın... Sen de biliyor­sun ki, ruh bedene bağlanınca yukarının tesirlerini çok az nisbette alabilmektedir. Ama senin için durum farklı. Sen yeryüzünde gökyüzü ile birlikte yaşayabilmektesin."

"Ben bir Apollon rahibesinden doğdum. İlk eğitimimi de burda al­dım. Keten elbiseyi giydiğim ilk günden bugüne kadar kendimi yüce inisiyasyona ve münzevi yaşama adadım. Majiye nüfuz edişim, gizli mağaralardaki, piramitlerin derin kuyularında ve Mı­sır mabetlerindeki serüvenim hep bu aşkımdan dolayıydı. Tüm hayatımı ölümün içindeki gizlenmiş yaşamı anlamak için geçir­dim. Bu süre içinde dünya bana dipsiz derinliklerini, gök ise ışıl ışıl mabetlerini bana sundu. Ayrıca İsis ve Osiris rahipleri de ba­na sırlarını ifşa etmişlerdi. Jüpiter'in ve Apollon'un kelâmlarını anlamamda onların büyük yardımları olmuştu."

"Artık ölümün içinde gizlenmiş yaşama adım atmak üzereyim. Artık sana anlatacaklarım burada sona eriyor. Göğe yükselme­den önce yeraltı alemine inmem gerekiyor."

Bu onun müridine aktardığı son inisiyatik bilgilerdi...

Yeraltı aleminden kastettiği spatyomun alt seviyeleridir. Muhammed Peygamber de bunu kabir azabı olarak dile getir­miştir. Çünkü nasıl ki ruh varlığı en süptilinden en kabasına kadar kendi ışığını karartarak yeryüzüne inebiliyorsa, yukarı­ya çıkış serüveni de en kabasından başlamak zorundaydı.

Daha sonra Örfe sadık müridiyle birlikte Trakyalılar'ın karargahına vardığında henüz daha hava aydınlanmamıştı. Nö­bet tutan bir askerin yanına yaklaştıklarında Örfe yüksek ses­le şöyle demişti:

- "Ben Jüpiter'in elçisiyim. Reislerini çağır. Buraya gel­sinler "

Nöbetçi gözlerine inanamamıştı. Peşlerine düştükleri ra­hip, ayaklarına gelmişti... Hem de kendi karargahlarının tam Ortasına!... Nöbetçinin uyarısıyla bir anda tüm karargah ayak­lanmış ve Orfe'nin çevresini sarmışlardı.

Örfe çevresindekileri hayretler içinde bırakacak kadar kendisine güvenli ve bir o kadar da sevecen bir konuşma üs­lubuyla sözlerine başladığında, çevresini saran kalabalık olup biten karşısında ne yapacaklarını şaşırmışlardı.

- "Trakya'nın kralları, reisleri ve savaşçıları size sesle­niyorum. Işık Oğulları ile savaşmaktan vazgeçin. Jüpiter'in ve Apollon'un kutsiyetini kabul edin. Şu anda ağzımdan si­ze, Göğün Tanrıları hitap ediyor."

Tam o sırada ruhsal bir bağlantı içinde bir konuşma yap­tığını anladığımız Orfe'nin sözleri o denli etkili olmuştu ki, tüm askerler adeta ipnoza girmiş gibi oldukları yerde donup kalmış ve büyük bir hayranlıkla kendisini dinlemeye başla­mışlardı. Örfe kendisinden yayılan tesirlerle bir anda tüm ka­rargahı etkisi altına almıştı.

Olup bitenleri uzaktan izleyen kara majisyen Aglaonis kendi yarattığı negatif enerjilerin dağılmaya başladığını ve ar­tık topluluğu etkisi altına alamayacağını farkettiği için yanın­daki dört beş kişi ile birlikte derhal Orfe'nin yanına gelerek onun sözlerini kesmiş ve şöyle demişti:

- "Hayır. Tanrı falan değil o! O sizi kandıran hir sihir­bazdır!... Apollon'un oğlu ha?... Hem de büyük rahip?... Sal­dırın üstüne!...Tanrıysa kendisini korusun da görelim!..."

Orfe'nin çevresini sarmış olan topluluktan bir kişi bile Orfe'ye saldırmamıştı. Fakat Aglaonis'in yanında negatif enerjilerle besleyerek etkisi altında tutmayı başarabildiği dört beş kişi, bir anda Orfe'nin üzerine çullanarak kılıç darbeleriy­le onu delik deşik etmişlerdi.

Orfe'nin sözleri karşısında adeta büyülenmiş bir şekilde donup kalan kalabalık, işlenen bu büyük günahın korkusuyla bir anda sağa sola koşuşmaya başlamış ve meydan bir anda bomboş kalıvermişti.

Aldığı yaralar nedeniyle son nefesini vermek üzere olan Örfe, yanına gelen sadık müridine elini zorlukla uzatarak şun­ları söyleyebilmişti:

- "Gerçi ben ölüyorum ama Tanrılar daima diridir­ler!..."

1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder