osiris kültü, tufan, tanrı ra, antik mısır sırları, piramitlerin gizemi, atlantis, mısır kehanetleri...

MISIR İNİSİYASYONU - 5

4 yorum :
Mabede girdiği andan itibaren, kayıtsız şartsız her isteni­leni yapması gerektiğinin bilincindeydi. Göstereceği en ufak bir tereddütün, inisiyasyonunun da sonunu getireceğinin far­kındaydı. Bu kuralı gayet iyi biliyordu ama bu sefer işin ucun­da ölüm vardı... Aday ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette ho­casına bakarken, "Kutsal Sembol Muhafızı" devreye girmek­te ve şunları söylemekteydi:

Bu sözün hemen ardından "Kutsal Sembol Muhafızı" "Sırlar Galerisi"nin bronz parmaklıgınuı arkasına geçip ağır ağır kapıyı kapatarak oradan uzaklaşırdı. Artık aday "Sırlar Galerisi"nde yine tek basınadır. Bronz parmaklıklı kapının kapanmasıyla adayın geri dönüş şansı da engellenmekteydi. Artık önünde sadece tek bir çıkış yolu kalmıştı. O da dibinde alevlerin bulunduğu ateş çukuruydu!...

İster istemez o anda tüm adayların aklına, az önce mabe­din derinliklerinden yansıyan şu söz geliyordu: "Sırlar Bili­mi'ne ve kudrete göz. diken akılsızlar burada telef olup gider­ler!..."

- "Yoksa sırlarla karşılaşmaya layik olmadığımı anladı­lar ve beni bu yüzden ateşe atmak mı istiyorlar!..."

Zihninden böyle düşünceler geçen birçokları paniğe ka­pılmakta, korku içinde bağırıp çağırmaya ve kendisini bura­dan çıkartmaları için yalvarmaya başlamaktaydı. Böylelikle işte tam bu noktada, sınavı kaybetmekte ve derhal mabedin hizmetkârlarınca bulunduğu yerden çıkartılmaktaydı. Eğer ce­saretini toplayıp ateş odasına doğru yürüyebilirse, aslında bütün bu olup bitenlerin bir illüzyondan ibaret olduğunu anla­makta gecikmemekteydi. Çünkü uzaktan gördüğü alevlerin büyük bir bölümünün ışık gölge oyunlarıyla yapılmış görün­tüler olduğunu farketmekteydi. Orada bulunan gerçek alevle­rin ise, rahatlıkla arasından geçebileceği kadar bir mesafede olduğunu anlamaktaydı.

Adayı böylesine zor bir durumla karşı karşıya bırak­malarının iki amacı vardı:

Birincisi, yaşamın birçok alanının aynen burada olduğu gibi büyük bir illüzyondan ibaret okluğunu, bu sembolik oyunla adaya aktarmaktı. Evet buradan adayın çıkartması ge­reken birinci ders yaşamın sadece görünenden ve zannedilen­den ibaret olmadığıydı...

Bu sınavdan beklenen ikinci amaç ise; sonu ölüm bile ol­sa, "Sırlar Bilgisi"ne doğru yürüyüşüne devam etme kararlı­lığını gösterip gösteremeyeceğinin anlaşılmasıydı. Bu aynı za­manda eğitmenlerine kayıtsız şartsız kendisini teslim edip et­mediğinin de bir göstergesini oluşturmaktaydı. Eğitmenlerine duyduğu güven bu şekilde test edilmekteydi.

İşte bu kararlılıkla ateş odasına doğru yürüyebilen aday, sonunda alevlerin arasından rahatlıkla geçip, kendisini bir başka galeride buluyordu. Bu galeride ise kendisini simsiyah bir su beklemekteydi. Ne kadar derin olduğu ve içinde ne ol­duğu dışarıdan anlaşılamayan bu sudan da geçip yoluna de­vam etmesi gerekmekteydi.

İçinde ne olduğu belli bile olmayan kapkaranlık bu sudan geçme cesareti gösterebilen adaylar için önemli bir merhale atlatılmış olmaktaydı. Ama bu henüz mabede kabul edildikle­ri anlamına gelmiyordu. Daha önlerinde geçmeleri gereken başka engeller kendilerini beklemekteydi. Ne var ki, onlar henüz bunu bilmiyorlardı...

Özellikle de tüm bu zorlukların bittiği zannedildiği bir anda kendilerini bekleyen bir başka zorulu sınav belki de her şeyin sonunu getirecekti...

Zorlukların bittiği zannedildiği anda...

Önce ateş sonra da su sınavından başarıyla geçebilen adaylar, iki rahip tarafından karşılanmaktaydı. Rahipler adayı alıp, kubbeli geniş bir odaya götürmekteydi. Burada hizmetkârlarca banyo yapmasına olanak sağlanır, üstü başı iyice te­mizlendikten sonra, güzel kokular sürülen adaya, Mısır'a öz­gü bir modelde hazırlanmış ince keten bir cüppe giydirilmek­teydi. Odada bulunan son derece rahat bir yatakta uzanıp dinlenebileceğini, daha sonra Başrahip'in gelip kendisiyle görü­şeceğini söyledikten sonra hizmetkârlar odayı terkederlerdi.

Artık derin bir nefes alma zamanıdır...

Yorgunluk ve stresten o ana kadar bitkin düşen aday bu sükûnet ortamında rahat bir nefes alıp, yatağına serilmektey­di. Geçtiği dehlizlerde gördükleri ve yaşadıkları teker teker gözlerinin önünden geçmekte ve acaba bundan sonra ne ola­cak diye düşünmekten de kendisini alamamaktaydı...

Bu düşünceler içinde tam içi geçip uykuya dalmak üze­reyken, mabedin derinliklerinden gelen, insanda cinsellik te­masını uyandıran müzik nameleriyle tekrar kendisine gelmek­te ve neler olup bittiğini anlamaya çalışmaktaydı. Tam bu sı­rada yavaş yavaş odanın karanlık bir bölümünden kendisine doğru yaklaşmakta olan bir bayanın silueti, tüm zihnini allak bullak ediyordu!?... Pembe bir tüle bürünmüş, boynunda muskası olan Sudanlı bir kadındı bu... Sol elinde bir kupa tut­makta ve adaya şehvetli gözlerle bakmaktaydı. Çıkık elmacık kemekleri, kırmızı etli dudakları, loş ışıkta parlayan gözleri adayın aklını başından almak üzereydi ki, aday ne yapacağını şaşmnış bir vaziyette yerinden kalkıp ellerini yüzüne kapatıp, öylece donup kalmaktaydı. Bir mabette, hele ki bir Mısır ma­bedinde bir kadına yaklaşmak... Olacak şey değildi... Bütün bunlar yetmiyormuş gibi kadın, adayın işini iyice zorlaştırmaya çaba sarfedermişcesine yanına iyice yaklaşarak, "Yabancı benden korkuyor musun? Sana galiplerin ödülünii, mutluluk kupasını getirdim. Yorgunluğunu giderir." diyerek elindeki içki ile dolu kupayı uzatmaktaydı. Aday kupayı alıp almamak­ta tereddüt ederken, kadın yavaşça yatağa oturup adayı süz­meye devanı ediyordu.

O etli dudakların üzerine eğilenin, o bronzlaşmış omuz­lardan etrafa yayılan mis gibi kokulara kendisini kaptıranın vay haline! Elini kadının eline sürdüğü ve dudaklarını o kupa­da ıslattığı anda, iş çığırından çıkıvermekle ve aday kendisini sarmaş dolaş halde yatakta bulmaktaydı. Ama olan olup, ar­zusunu tatmin ettikten sonra, daha önce kupadan içtiği sıvı, adayı derin bir uykuya sevketmekte, uyanmca da darmadağı­nık yatağının içinde, yanlış bir şeyler yapmış olmanın huzur­suzluğu içinde kendisini yapayalnız bulmaktaydı. Tam o sı­rada, kapı açılmakta, odaya ağır adımlarla Başrahip gir­mekte ve adaya hitaben şunları söylemekteydi:


Bu her şeyin sonu demekti... Ne mabetten dışarı çıkıp geldiği ülkesine geri dönebilmekte, ne de inisiyasyona devam edebilmekteydi. Bu artık mabedin bir hizmetkârı olarak ölün­ceye kadar burada kalması anlamına geliyordu. Kendisine o ana kadar sıradan bir insanın bilmemesi gereken bazı sırlar ak­tarılmış olduğu ve mabedin sınavlarına şahit olduğu için dışa­rıya çıkmasına kesinlikle müsade edilemezdi. Çünkü bunları dışarıda başkalarına anlatma ihtimali vardı. Ketumiyet yasası gereği artık o ömrünün sonuna kadar burada tutulacaktı. Böy­le bir sonuçla karşılaşabileceği kendisine daha önce defaatlarca hatırlatılmış ve o da bunu kabul etmişti. Yapılacak bir şey yoktu!... Ve ne yazık ki, affedilme ihtimali de... Çün­kü Mısır mabetlerinde işler affedilme, affedilmeme, ceza ya da mükâfat sistemlerine göre yürümüyordu. Burada her şeyin bir karşılığı vardı ve bu harfiyen uygulanıyordu.

Kayırma diye bir şey zaten söz konusu bile olamazdı...

Kurallar vardı ve bu kurallara herkes uymak zorundaydı. Eğer aday, tüm bunların bir sınavın parçası olduğunu unutmayıp, duygularına bir an için yenilmeyerek kupayı eliy­le itip, kadını reddetseydi, o anda ellerinde meşalelerle 12 ra­hip gelip onu alacaklar ve yarım daire oluşturacak şekilde di­zilmiş ve beyaz giyisiler giyinmiş olan Majlar'ın tam mevcut­la bekledikleri İsis Mabedi'ne görkemli bir şekilde götürecek­lerdi. Fakat bu sınavı atlatamayanlar, ömürlerinin sonuna ka­dar mabedin hizmetkârlığını yapmak kaderiyle baş başa kal­maktaydılar.

Tüm bu yaşananlar aslında adayın mabede kabul tö­reninden başka bir şey değildi. Bu törenin en önemli özel­liği, adayın burada yaşadığı her sınav ve her aşama, bundan sonra geçeceği inisiyasyonun safhalarını sembolize etmesiy­di. Yani kısaca özetlemek gerekirse, mabette kalacağı uzun yıllar boyunca yaşayacaklarının tamamı, kısa bir özet tarzında adaya önceden sembolik bir şekilde gösterilmiş olmaktaydı. Ve bütün bu tören boyunca inisiyasyonunda karşılaşacağı tüm zorluklar adaya bir sınav tarzında gösterilmekte ve ne kadar zor bir işe giriştiği kendisine aktarılmaktaydı. İşte tüm bu zorlukları yenmeye göğüs germe cesaretini gösterenlerin da­hil edildiği "Sırlar Öğretisi"ne, aday bu şekilde kabul edil­miş oluyordu. Bu nedenle de, tüm bu yaşananlara Ezoterizm'de "İnisiyasyona Kabul Ritüeli" adı verilmektedir.
1 | 2 | 3 | 4 | 5

4 yorum :

  1. harika bir yazıydı yüreğinize sağlık,büyük bir zevkle okudum.Yazıda şu dikkatimi çekti.Adayın karşılaştığı sınavların içinde sanki anasır-ı erbaa saklanmıştı.Şu şekilde:Ateş ve su sınavları zaten açıkça verilmiş, adayın daha önce elinde sönmek üzere olan bir meşale ile karanlık ve sonu görünmeyen bir kuyunun içinde kalması uzayı yani "hava" unusurunu en sonunda ise nefs sınavının sonunda söylenenler "tüm sınavları geçtin ama kendine yenildin" derken de insanın kendisi yani "toprak" unsuru kastedilmiş gibi geldi bana...

    YanıtlaSil
  2. harika bir yazıydı inanın büyük bir zevkle okudum çok tşk bu paylaşım için.Ama keşke adayın sınavları geçtikten sonraki tüm inisiyasyon süreci de anlatılsaydı:))))

    YanıtlaSil
  3. yazı harika da bu blog kime ait acaba? çünkü yazının tamamı Ergun Candan'ın antik mısır sırları isimli kitabına ait.

    YanıtlaSil