osiris kültü, tufan, tanrı ra, antik mısır sırları, piramitlerin gizemi, atlantis, mısır kehanetleri...

MISIR İNİSİYASYONU - 3

1 yorum :
Kendisine eşlik eden iki rahiple birlikte daha önce Baş-rahiple kapısında konuştuğu küçük mabede geldiklerinde, mabedin kapısını diğer rahipler açarak, adayı içeriye alırlardı. Mabedin kapısı çok karanlık bir hole açılmaktaydı... Du­varlarda aralıklı olarak yanmakta olan meşalelerin zayıf ışığı, holün her iki yanındaki heykelleri zar zor görülebilecek kadar aydınlatabiliyordu... Son derece kasvetli ve iç karartıcı bu ho­lün duvarlarının dibine sıralanmış insan vücutlu aslan, boğa, kartal, yılan başlı heykeller ortamı daha da esrarengiz bir hâ­le sokuyordu.

Aday çevresini saran bu büyülü atmosfer karşısında içi­nin ürpermesine engel olmakta zorluk çekse de, çok özel bir yerde olduğunu artık tüm benliğinin derinliklerinde hissetme­ye başhyordu.

Hiçbir şey konuşmadan yürümeye başladıklarında sanki holün sonu hiç gelmeyecekmiş gibi görünüyordu... Uzun bir yürüyüşün sonunda; yüzleri birbirine dönük ayakta duran bir mumyayla, bir iskeletin bulunduğu bir alan yer almaktaydı. Burası holün sonuydu... Ancak ilk bakışta her tarafı duvarlar­la kapalı çıkmaz bir sokağa gelindiği düşünülebilirdi. Tam bu sırada o ana kadar hiç konuşmayan rahipler yine hiç konuş­madan sadece elleriyle; karşıdaki duvarda dikkatlice bakılırsa meşalelerin ışığında zar zor görülebilen bir deliği işaret et­mekteydiler. Duvardaki bu delik ancak sürünülerek derlene­bilecek kadar alçak ve küçüktü. Adaya buradan içeri girmesi işaret edilmekteydi. Bu sırada rahiplerden birinin sesi duyul­maktaydı:

Hala daha geri dönebilirsin... Mabedin kapısı henüz kapanmış değil. Ama sen hala devam etmekte kararlıysan, bu delikten geçip geri dönmemecesine yola devam etmek zorundasın...

Seni daha öncede uyarmıştık. Bu son uyarımız. Şu anda geri dönmek istersen seni geri götürebiliriz...

Kapı kapanıyor...

Aday tüm cesaretini toplayıp: "Devam ediyorum" derse, bunun üzerine rahipler ona yanmakta olan bir kandil verip geldikleri holden geri dönerek, mabedin kapısın büyük bir gürültüyle kapatarak, adayı orada yalnız başına bnakıyorlardı. O kasvetli holün sonundaki duvarın dibindeki nereye açıldığı belli olmayan deliğin önünde aday bir anda tek başı­na kahveriyordu... Yapabileceği tek bir şey vardı. Elindeki kandilin yağı bitmeden bir an önce o delikten içeri girip ye­raltındaki delhizlerde ilerlemek... Artık tereddüte yer yoktu. Elindeki kandille birlikte zorlukla sürünerek dehlizde ilerle­meye başlıyordu. Zorlukla ilerlemeye çalışırken dehlizin derinliklerinden gelen bir sesle bir an duraksıyordu.

"Sırlar Bilimine ve kudrete göz diken akılsızlar burada telef olup giderler"

Gerçekten de moral bozucu ve tedirgin edici bir sözdü bu... Üstelik belirli aralıklarla tam yedi kez mükemmel bir akustik etki ile tekrarlanmaktaydı.

Ancak yapılabilecek bir şey yoktu. Mabedin kapısı bir kez kapanmıştı artık. İlerlemekten başka çaresinin ol­madığı ortadaydı. Bu tehdide rağmen ilerlemek gerekiyordu. Sürünerek ilerlediği dehliz gittikçe genişlemekte ve daha ko­lay ilerlemesine olanak sağlıyordu. Ama bu sefer de gittikçe aşağıya doğru dikleşerek inen bir eğim hâlini almaktaydı. Gözüpek yolcu sonunda kendisini dibinde kuyu olan bir çukurun içinde buluyordu.

Çukurun içindeki bu kuyudan aşağıya doğru demir bir merdiven sarkıtılmıştı. Merdivenin sonu da, kuyunun dibi de görünmüyordu!... Elindeki ışık ancak birkaç basamak aşağısını aydınlatabiliyordu. Dikkatle merdivenden aşağıya doğru inen aday, bir süre sonra basamakların bittiğini ancak kuyunun derinliklere doğru devam ettiğini görmekteydi. Tit­reyen eliyle sımsıkı tutmaya çalıştığı ikandilinin ölgün ışığı sonsuz karanlığın içinde aciz kalmaktaydı!...

Merdivenin basamakları bitmiş ancak kuyunun sonuna varamamıştı. Yukarıya tırmanıp geldiği yerden geri dönebilir­di. Ama kendisine kapının bir daha asla açılmayacağı söylen­mişti!... Daha fazla da aşağıya inemiyordu. Öylece orada onu altında bekleyen korkunç karanlıkla baş başa kalıvermişti...

Böyle bir çaresizlik içinde kalacağını hiç aklına getirmemişti. Her şeyin bittiğini zannettiği bir anda, tam karşısında za­yıf ışıkta zorlukla farkedilebilen bir oyuğun ve bu oyuğun içinde de basamaklar olduğunu farketmekteydi.

Bir merdiven!... Buradan kurtuluş yolu!... Derin bir nefes alıp, derhal o tarafa doğru yönelmekte, böylece uçu­rumdan kurtulmaktaydı.

Tüm bu yaşadıklarının girmiş olduğu mabette yıllar süre­cek inisiyasyonunun saflıalarını sembolize ettiğini henüz an­layacak durumda değildi.

Çoğu zaman gerçekler hep insanın gözü önündedir ama insanlar bunu göremedikleri için anlayamamaktadır. Aynen demin yolunu son anda farketmesi gibi... Ancak bütün bunları şu anda düşünecek durumda olmayan aday, tedirginlik için­de yoluna devam etmek zorundaydı.

Mabetteki İlk sınav sona eriyor...

Şu anda içinde bulunduğu basamaklar rahatça ayakta du­rup tırmanmaya müsait bir yapıdaydı. Spiral çizerek yukarıla­ra doğru tırmanan bir dehlizde ilerleyen adayın önü, bronz parmaklıklarla kesilirdi. Parmaklıkların hemen ardında ise meşalelerle gayet iyi aydınlatılmış, üstü Mısır İnisiyasyonu'na ait sembollerle süslenmiş oldukça yüksek ve heybetli sütun­larla desteklenmiş geniş bir alan bulunmaktaydı. Parmaklık­lara kadar gelen adayı orada "Pastafor" ismi verilen ve Mısır İnisiyasyonu'nda "Kutsal Sembol Muhafızı" olarak tanım­lanmakta olan bir rahip karşılamakta; sevecen ve insana gü­ven veren bir yüz ifadesiyle parmaklıkları açıp onu içeriye alırdı.
1 | 2 | 3 | 4 | 5

1 yorum :